Çarşamba, Nisan 15, 2026

Türkiye'nin Taşra Üniversitelerinde Kadın Olmak: Şüpheli Ölümler, Yerel Güç Odakları ve Cezasızlık Mekanizmalarının Sosyolojik ve Hukuki Analizi

 



YEREL SUÇ BABALARI/ÇETELERİ

Türkiye’de son yirmi yılda uygulanan "her ile bir üniversite" politikası, yükseköğretimin demokratikleşmesi iddiasını taşısa da, bu kurumların açıldığı küçük ölçekli şehirlerdeki sosyo-politik yapı, kadın öğrenciler için yapısal şiddet risklerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle ailesinden uzakta, ekonomik ve sosyal koruma ağlarından yoksun bir şekilde taşrada eğitim gören kadın öğrenciler; yerel esnaf, mülki idareciler, güvenlik bürokrasisi ve yerel grupların oluşturduğu karmaşık bir güç matrisinin ortasında kalabilmektedir. Tunceli’de Gülistan Doku, Van’da Rojin Kabaiş, Elazığ’da Yeldana Kaharman ve Karabük’te Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga gibi vakalar, bu matrisin birer sonucu olarak tartışılmaktadır. Bu rapor, söz konusu vakaları münferit olaylar olarak değil, idari ve yerel dinamiklerin kurumsal süreçlerle birleştiği, kadınları birer "av" olarak gören organize yapılar ve cezasızlık kültürü ekseninde analiz etmektedir.

Küçük Şehirlerdeki Üniversitelerin Sosyo-Mekansal Dinamikleri ve Güvenlik Açıkları

Küçük ölçekli Anadolu şehirlerinde üniversiteler, kentin ekonomik can damarı olarak işlev görmektedir. Bu durum, "öğrenci" kimliğini bir "müşteri" statüsüne indirgerken, özellikle kadın öğrencileri yerel esnaf ve konaklama sektörüyle asimetrik bir ilişkiye zorlamaktadır. Yerel güç odakları, bu ekonomik bağımlılığı kullanarak öğrenciler üzerinde toplumsal bir denetim mekanizması kurabilmektedir. Bu mekanizma, bir suç iddiası gündeme geldiğinde kentin imajını koruma refleksiyle sessizlik sarmalına dönüşebilmektedir.

Yerel güç odakları ile kamu görevlileri arasındaki sıkı bağlar, soruşturmaların tarafsızlığını bozuyor. Bu durum, şüpheli ölümlerin üzerine "kendi canına kıydı" ya da "kaza oldu" denilerek bir sis perdesi çekilmesine ve asıl sorumluların korunmasına zemin hazırlıyor. Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş vakalarında gündeme gelen tanık beyanlarındaki eksiklikler veya kamera kayıtlarına dair teknik tartışmalar, bu sosyo-mekansal denetimin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.


GÜLÜSTAN, ROJİN, YELDANA VE DİNA'YA NE OLDU?  

VE DAHA DAHA BİRÇOĞUNA NE OLDU?


Gülistan Doku Davası: Altı Yıllık Süreç ve Yeni Soruşturma Aşaması

5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası, adli süreçlerin nasıl bir düğüme dönüşebileceğinin en somut örneğidir. Olayın başından itibaren soruşturmanın büyük ölçüde "intihar" ihtimali üzerine yoğunlaşması, bugün ortaya çıkan yeni bulgular ve gözaltılar ışığında yeniden tartışmaya açılmıştır.1